DUHAN SURESİ
Kur’an’ın Mübarek Kadir Gecesinde İndirilmesi Ve Onu İndiren Allah'ın Sıfatları
1- Ha, mim.
2, 3- Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz, uyarıcıyızdır.
4, 5, 6- Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O, her şeyi işiten ve bilendir.
7- Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi-dir.
8- O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
9- Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Açıklaması
"Ha, mim. Apaçık olan Kitab'a andolsun ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır." "Yüce Allah, insanların din ve dünya işlerinde muhtaç oldukları her şeyi açıklayan hayır ve bereketleri bol bir gece olan Kadir gecesinde indirdidiği kitabı Kur'an-ı Kerim'e yemin etti. Nitekim bir başka ayette bu husus çok açık bir şekilde şöyle beyan edilmiştir: "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik." (Kadir, 97/1). Yani Kur'an'ın nazil olduğu Ramazan ayı gecelerinden bir gece olan Kadir geçişinde. Yine Allah Tealâ bu hususu da açık bir şekilde şöyle belirtmiştir: "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2/185). Yani Kur'an'ın indirilişine, Ramazan gecelerinden olan Kadir gecesinde başlandı ve parça parça indirilişi yirmi üç sene devam etti. Veya Kur'an'ın tümü, Kadir gecesinde levh-i mahfuzdan sema-yı dünyaya (en yakın semaya) indirildi.
Şüphesiz biz bu Kur'an ile insanları dünyada işlemiş oldukları günahlarından dolayı ahiretteki elem verici azap ile korkutuyoruz. Kulların, Allah huzurunda her hangi bir bahaneleri kalmasın diye, onlara şer'an faydalı ve zararlı olacak şeyleri öğretiyoruz.
İbni Kesir şöyle demiştir: Kim, bu gecenin, Şabanın onbeşinci gecesi olduğunu söylerse -Nitekim İkrime'den böyle rivayet edilmiştir- o, geceyi aramaktan (ve bulmaktan) uzak kalmıştır. Çünkü Kur'ah nassı onun Ra-mazan'da olduğu istikametindedir.[1] Kurtubî de İkrime'nin görüşünü naklettikten sonra şöyle demiştir: O geceyi Kadir gecesi kabul eden görüş daha doğrudur. Çünkü Allah: "Biz onu (Kur'anı) Kadir gecesinde indirdik." buyurmuştur.[2]
Kadir gecesinde indirilmeye başlanmasının sebebini de yüce Allah şöyle belirtti:
"Çünkü her hikmetli işe o gecede hükmedilir." Yani Kadir gecesinde hikmetli ve sağlam iş detaylandırılır. Ve beyan edilir. Sene içerisinde olacak eceller ve rızıklar, hayır ve şerr, hayat ve ölüm vs. o gecede yazılır. Ya da değişmesi mümkün olmayan kesin işlere o gecede hükmedilir. Meselâ beşerin, dünyada hidayetine yarayacak, ahirette de mutluluğunu sağlayacak hükümler bu gecede hükme bağlanır. "Hakîm"in manası hikmetli demektir. Kur'an-ı Kerim özellikle bu gecede indirildi. Zira Kur'an'ın indirilişi hikmetli işlerin en şereflisidir. Bu gecede her hikmetli işin ayrıntısı yapılmıştır.
Kur'an-ı Kerim'in indirilişinin gayesini yüce Allah'ın şu sözü açıklamaktadır: "Katımızdan bir emirle... Çünkü biz Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O, her şeyi işiten ve bilendir." Yani Allah Te-alâ Kuranı, kendi nezdinden vahyini ve kanunlarını kapsamış olarak indirdi. Biz, insanlara rahmet ve şefkatimizden dolayı, bu inzarı (uyarıyı) yaptık, bütün peygamberleri (a.s.) kendilerine Allah'ın apaçık ayetlerini okusunlar, faydalarına ve zararlarına olan şeyleri beyan etsinler ve peygamberler gönderildikten sonra da artık ellerinde bir bahaneleri olmasın, diye gönderdik. O halde peygamberlerin gönderilişi insanlara devamlı bir rahmetten başka bir şey değildir. O rahmetten, inişi kesin ve sabit olan şu anda ortadadır. O da Kuran ve Peygamber (s.a.)'in risaletidir. Ebu Hayyan "Çünkü biz peygamberler göndermekteyiz" ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: Yüce Allah, Kur'an'ın indirilişi ile birlikte peygamberleri de zikretti. Yani biz, kullara kitaplarla peygamberleri gönderiyoruz, "...çünkü biz peygamberler göndermekteyiz" cümlesi, yukarıdaki manayı kuvvetlendiren (te-kid eden) bir başlangıç cümlesidir, "...kuşkusuz biz, uyarıcıyızdır." cümlesinden bedel olmasının caiz olduğu da söylenmiştir.[3] Allah beşerin sözlerini işittiği, hallerini ve kendilerini düzeltecek şeyleri bildiği için bunları yaptı, böylece onların yararını gözettiği için onlara rahmet gönderdi.
"Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir." Yani şüphesiz Kur'anı indiren, işiten ve bilen Allah, semavatın (göklerin), yerin ve ikisi arasındaki diğer yaratıkların Rabbi, halikı, ve mâlikidir. Eğer, şüphesiz tam ve kesin olarak bilmek istiyorsanız bu böyledir. Ebu Müslim, "Eğer kesin olarak inanıyorsanız..." ayetinin manası hakkında şöyle demiştir: Eğer kesin bilgiyi istiyorsanız, meselenin bizim dediğimiz gibi olduğunu biliniz.
Sonra Allah Tealâ, vahdaniyyet ve kudret gibi diğer sıfatlarını zikrederek şöyle buyurdu: "O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir." Yani Allah Tealâ rablığmı açıkladıktan sonra vahdaniyyetini (birliğini) ortaya koydu. O, kendisinden başka ilâh bulunmayan tek bir ilâhtır. Allah, kudretini vurguladı. Hayat veren öldüren yalnız Allah'tır, dilediğine hayat verir, dilediğini öldürür. Sonra yüce Allah bizzat beşere karşı rablığını teyit etti. Şöyle buyurdu: Ey muhataplar! O sizin Rabbinizdir, babalarınızın ve ilk dedelerinizin de Rabbidir. Onların işlerini tedbir eden (düzenleyen) Odur. O halde kulluğa lâyık olan da yalnız Odur; ilâh oldukları zannedilen putlar değildir. Sonra da Allah, müşriklerin gerçek durumunu beyan ederek şöyle buyurdu: "Fakat onlar şüphe içinde eğlenip duruyorlar." Yani bu müşrikler, öldükten sonra diriltilme, tevhit (Allah'ın birliği) ve Allah'ın kendilerinin yaratıcısı olduğu konusunda büyük bir şüphe içerisindedirler. Onlar gerçekte abesle iştigal etmekte, hayatlarını eğlence ve oyunla geçirmektedirler. [4]
Müşriklerin Azap İle Tehdit Edilişi
10, 11- Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu elem verici bir azaptır.
12- (İşte o zaman insanlar) "Rabbi-miz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz." (derler.)
13- Nerede onlarda öğüt almak! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
14- Sonra ondan yüz çevirdiler ve: "Bu, bir öğretilmiş, bir deli!" dediler.
15- Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz
16- Fakat büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
Açıklaması
"Şimdi sen, göğün açık bir duman çıkaracağı günü gözetle" Bu Allah tarafından müşriklere bir tehdittir. Allah Tealâ burada peygamberine şunu söylüyor: Sen, gökyüzünün, boşlukta yayılan açık bir dumana bürüneceği günü gözetle. Bu duman, geçmişe nisbeten, Peygamber (s.a.)'in bedduasıy-la, yedi sene süren, Kureyş'in başına gelen kuraklık ve kıtlıktır. Öyle ki kişi -ayetin iniş sebebi beyan edilirken İbni Mesudun ifadesinde geçtiği gibi-açlığın şiddetinden gözü zayıfladığı için, gök ile yer arasındaki boşluğu duman görüyordu. Veya bu, Bedir harbi sırasındaki harbin tozu dumanıdır.
Geleceğe nispetle ise bu duman kıyamet alâmetlerinden biridir. Bu duman yer yüzünde kırk gün kalacak, öyle ki gökte duman gibi bir bulut gözükecek ve havayı kapkaranlık yapacaktır. İlim adamlarının, dünyanın sonu olarak bahsettikleri şey, işte budur. Çünkü o gün güneş enerjisi zayıflayacaktır. Allah Tealâ'nın ifade ettiği gibi hu dumanın özelliği şümullü ve kapsamlı olmasıdır.
"İnsanları bürüyecek.... Bu elem verici bir azaptır." Yani insanları bü-rüyecek ve onları her taraftan çepeçevre kuşatacaktır. Bunun üzerine insanlar da: "İşte bu, cidden elem verici bir azaptır" diyecekler. Ya da bu ifadeyi, onları kınamak ve azarlamak için, Allah söyleyecektir.
İşte o anda insanlar şöyle diyerek Allah'tan yardım isteyeceklerdir:
"Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz." Yani insanlar şöyle diyecekler: Rabbimiz! Bizden azabı uzaklaştır. Şüphesiz" biz Allah'ı ve Rasul'ünü tasdik ediyoruz. Ya da mana şöyledir: Rabbimiz! Eğer bizden azabı kaldırırsan müslüman olur, inanırız. Buradaki azaptan maksat geçmişte kendisi sebebiyle dumana benzer bir şey gördükleri açlıktır. Rivayete göre müşrikler Peygamberimiz (s.a.)'e gelmiş ve "Eğer Allah, bizden bu azabı kaldırırsa müslüman oluruz." demişlerdir.
Gelecekte olana gelince bu, kıyametten biraz önce meydana gelecek olan pek çetin bir azaptır ki, kıyametin alâmetlerinden biridir.
Bu ayet mana olarak yüce Allah'ın şu ayetlerine benzemektedir: "Onların ateşin karşısında durdurulup: Ah keşke dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak, dediklerini bir görsen!" (Enam, 6/27) "Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bir süre ver de, senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) Daha önce sizin için bir zeval olmadığına yemin etmemiş miydiniz?" (İbrahim, 14/44).
Sonra Allah şöyle diyerek, onların, iman konusundaki vaadini reddetmiştir: "Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler. Ve: Bu, bir öğretilmiş, bir deli, dediler." Yani, onlar için hatırlamak ve öğüt almak nerede! Azap kendilerinden kaldırıldıktan sonra inanma konusunda vermiş oldukları söze vefa nerede? Halbuki kendilerine iman delillerini açıklayan, ayet ve mucizeleri apaçık olan bir elçi gelmişti. Sonra onlar bundan yüz çevirdiler ve onun hakkında, "Ona Kur'an'ı bir beşer öğretmiştir. Şüphesiz o, bir mecnundur." dediler. Bu gösteriyor ki, ayetler Kureyş hakkında nazil olmuştur. Daha önce Allah Rasul'ünden (s.a.), Kur'an'dan ve Kur'an'ın hidayetinden yüzçe-virdikleri ve Peygamber (s.a.)'e, öğretmeni Bizanslı bir köle olan mecnundur, diyerek iftira ettikleri halde, onlar nasıl öğüt alacaklar ve onlara hatırlama nasıl, nereden gelecek?
Bu Allah'ın şu kavline benzemektedir: "O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var?" (Fecr, 89/23).
Daha sonra yüce Allah, onların açıkça küfre döndüklerini ilân ederek şöyle buyurdu: "Biz azabı biraz kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz." Yani, sizden az bir süre azabı kaldıracağız ve sebepleri oluştuğu halde onu biraz geciktireceğiz. Bu, tatbikatını durdurarak, azap etme konusunda verilen hükme benzemektedir. Siz daha önceki şirk, küfürde inadınıza döneceksiniz. Onlar, fiilen de dönmüşlerdir.
Bu, Allah Tealâ'nm Yunus (a.s.)'un kavmi hakkındaki şu sözüne benzemektedir: "Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) her hangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de, bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık." (Yunus, 10/98).
Azabın ertelenmesi kıyamet gününe kadardır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Fakat büyük bir şiddetle yakalacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız." Yani, şüphesiz siz şiddetli bir azaba erteleneceksiniz ki, o da, kıyamet günündeki cehennem azabıdır. O büyük azabın ve pek şiddetli yakalamanın olduğu gün, işte o gün kâfirlerden çok şiddetli intikam alacağız ve onları cezalandıracağız.
İbni Mesud'dan gelen rivayete göre o günün, Bedir savaşı olduğu söylenmiştir. Azap, kendilerinden kaldırıldıktan sonra onlar tekrar yalanlamaya ve inkâra dönünce Allah Tealâ onlardan Bedir savaşında intikam almıştır. İbni Mesud, "Büyük bir şiddetle yakalama günü" Bedir savaşıdır, demiştir.
İbni Cerir et-Taberi ve İbni Kesir'in tercih ettiği gibi, zahir olan (ayetten açıkça anlaşılan) o günün, kıyamet günü olmasıdır. Hasan-ı Basri ve iki rivayetin en sahihinde İkrime de böyle demiştir. [5]
İsrailoğulları'nın Kurtarılışı, Firavun Ve Kavminin Durumundan İbret Alma Zarureti
17, 18- Andolsun kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara: Allah'ın kullarını benimle salıverin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir ra-sulüm diye (davette bulunan) şeref-
19-Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
20- Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
21- Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklasın.
22- Nihayet Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
23- (Allah:) O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileçeksiniz, (buyurdu).
24- Denizi olduğu gibi bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
25, 26, 27- Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
28- İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
29- Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
30- Andolsun biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.
31- Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
32- Andolsun biz İsrailoğulları'na, bilerek (zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
33- Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
Açıklaması
"Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti." Yani andolsun ki biz, bu müşriklerden önce Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Firavun'un kavmi Mısır kıptileridir. Allah onlara, güzel hasletleri ve övgüye değer davranışları kendisinde toplayan şerefli bir elçi göndermiştir ki, o da Musa (a.s.)'dır. O Allah nezdinde de, kavmi içinde de şerefli idi.
"Allah'ın kullarını benimle serbest bırakın! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir Rasulüm." Yani onlara, "Allah'ın kulları İsrailoğulları'nı benimle birlikte serbest bırakın, onlara işkence etmeyin. Çünkü ben, Allah'ın, risaleti konusunda güvenilir, itham edilmez bir elçisiyim" diyen bir peygamber geldi. Bu ayet, bir başka ayetle şöyle tefsir edilmektedir: "Haydi Ona gidin de, deyin ki: Biz senin Rabbi'nin elçileriyiz. İsrailoğulları'nı hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir ayet getirdik. Kurtuluş hidayete uyanlarındır." (Taha, 20/47).
"İbadallah" sözü onlara nida olabilir. O takdirde mana şöyle olur: Ey Allah'ın kulları! Size gerekli olan imanı, davetimi kabul etmeyi ve yoluma tabi olma işini yapın. Çünkü ben, Allah'ın vahyi ve risaleti konusunda güvenilir bir elçiyim. Peygamberin, kavmini davet esaslarına ve bundan sonra gelen söze de uygun olan zahir mana budur. Ama İsrailoğulları'nın salıverilmesi, serbest bırakılmasına gelince bu, davetin aslına göre ikinci derecede kalan bir istektir.
"Allah'a karşı ululuk taslamayın! Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum." Yani Allah'ın ayetlerine tabi olma ve delillerine boyun eğme konusunda kibirlenmeyin, Ona itaat ve peygamberlerine tabi olma hususunda kendinizi yüksek görmeyin. Nitekim bir ayette Allah şöyle buyurmuştur: "Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir." (Gafir, 40/60). Çünkü ben size inkârı mümkün olmayan apaçık bir mucize getiriyorum. O da: Allah'ın gönderdiği apaçık ayetler ve kesin mucizelerdir. Meselâ asa mucizesi, yed-i beyza (beyaz el) mucizesi ve diğer dokuz mucize. Bunun üzerine kavmi, Hz. Musa'yı taşlamakla tehdit ettiler. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurdu:
"Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah 'a sığındım." Yani beni tehdit ettiğiniz, taşla katletmenizden, eza ve sövmenizden, Allah'a iltica edip sığınıyor ve O'na güveniyorum.
"Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklasın." Yani eğer beni tasdik etmez, peygamberliğimi ve Allah'tan size getirdiğimi kabul etmezseniz, beni bırakın, Allah Tealâ aramızda hüküm verinceye kadar bana her hangi bir kötülük yapmayın.
Hz. Musa, onların imanından ümidini kesip, küfür üzere ısrar ve inatlarını açıkça görünce, onlara beddua etti ve şöyle dedi:
"Nihayet Musa: Bunlar, suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzet-ti." Onlar Hz. Musa'yı yalanlayıp, onu öldürmek isteyince, Musa da, Rabbine, "Bunlar peygamberini yalanlayan ve sana ortak koşan bir kavimdir" diyerek arzetti. Nitekim bir başka ayette şöyle gelmiştir: "Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri) insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver. (Allah): İkinizin de duası kabul olunmuştur. O halde siz doğruluğa devam edin, dedi" (Yunus, 10/88-89).
Allah Tealâ Hz. Musa'ya, İsrailoğulları'nı, bir gece gizlice Mısır'dan çıkarmasını emretti.
"Allah, o halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz" buyurdu. Yani Allah, Musa'nın duasını kabul etti ve ona kavmi İsrailoğulları'nı bir gece yola çıkarmasını emretti. Çünkü Firavun ve kavmi sizin Mısır'dan çıktığınızı öğrenince, peşinize düşerek sizi izleyeceklerdir. Bu, aynen şu ayete benzemektedir: "Andolsun ki biz Musa 'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiş-tik" (Taha, 20/77).
"Denizi olduğu gibi bırak! Çünkü onlar, boğulacak bir ordudur." Musa! Denizi olduğu gibi açık bırak; daha önceki haline dönsün diye asan ile denize vurma! Firavun ve ordusu bu denize girsin. Çünkü onlar denizde boğulmayı haketmiş bir kavimdir. Bu, Hz. Musa ve kavminin kurtulacağına ve düşmanlarının helak olacağına dair Hz. Musa ruhen rahatlasın, diye verilen bir mucizedir
Sonra Allah Tealâ onların arkalarında bıraktıkları izzet ve şerefi, nimet ve zenginliği zikrederek şöyle buyurdu:
"Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı."
Mısır'da arkalarında pek çok yemyeşil bahçeler, çağlayan nehirler, su ile dolu kuyular, güzel ekinler, lüks ve zengin konaklar, mal ve bol servet ile lüks içinde bir yaşantı bıraktılar. Onlar çok lüks bir hayat yaşıyorlar ve nimetle gururlanıyor, çeşitli zevk ve sefa ile hayatlarını geçiriyorlardı.
"İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık." İşte bu helak edişi, nimeti ellerinden alıp mahvetmeyi diğer peygamberlerimizi yalanlayanlara yaptık- bize isyan eden diğer herkese de yapacağız-, bu beldeleri de yeryüzünde güçsüz düşürülen İsrailoğulları'na miras bıraktık. Nitekim yüce Allah şöyle buyurdu: "Her görülüp ezilmekte olan o kavmi (Yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğulları'na verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helak ettik." (Araf, 7/137).
Sonra da yüce Allah onlarla alay edip onların helak edilişine önem vermemeyi şöyle diyerek açıklamıştır: "Gök ve yer onların arkasından ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi." Onlar azgın insanlar oldukları için, hiç kimse onlara üzülmedi, bilakis aşırı inkâr ve iflah olmaz inatlarından dolayı derhal cezaya çarptırıldılar. Tevbe etmeleri için onlara süre de verilmedi, çünkü onların tevbe etmeleri beklenmiyordu.
Sonra Allah Tealâ, bu cezaya mukabil ibret alınsın diye, nimetini zikrederek şöyle buyurdu: "Andolsun biz, İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık yani Firavundan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi." Andolsun ki biz, İsrailoğulları'nı içerisinde bulundukları kölelikten, oğullarının katledilmesinden ve güç işleri yapmaya zorlanmalarından kurtardık; inatçı, büyüklük taslayan, kibirli, zorba, Allah'ı anmada ve kötülükleri yapmakta aşırı giden Firavun'un işkencesinden kurtardık. Küfrün başı onun: "Ben sizin en büyük Rabbinizim" diyerek ilâhlık ve Rablık iddiasıdır.
Bu, Allah'ın şu kavline benzemektedir: "Firavun (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı." (Kasas, 28/4). "Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular." (Mü'minun, 23/46).
Burada görülüyor ki: Yüce Allah'ın, Hz. Musa ve kavmine olan ihsanının açıklaması, Firavun ve kavminin helak edilişini açıkladıktan sonra geliyor. Çünkü zararın bertaraf edilmesi maslahat ve menfaatin celbinden önce gelir. (Yani zararı gidermek, menfaati elde etmekten önce gelir.)
Daha sonra da Allah, o zamanda İsrailoğulları'na yapmış olduğu ikramın boyutunu şöyle açıklamıştır: "Andolsun biz İsrailoğulları'na, bilerek (kendi zamanlarında) âlemlerin içinde bir üstünlük bahşettik." İçlerinden gelen peygamberlerin çokluğu, Hz. Musa ile beraber sabredip Allah yolunda cihat etmeleri sebebiyle, onların buna lâyık olduğunu bilerek onları kendi zamanlarındaki diğer insanlara tercih etmiştir. Ne zaman ki onlar imanı bırakıp küfre sarıldılar, yararlı olmaktan vazgeçip bozgunculuğa yöneldiler, işte o zaman Allah onlara gazap etti, onları lanetledi ve onları maymunlara ve domuzlara çevirdi.
Onlara Hz. Musa eliyle apaçık mucizeler, açık deliller ve harikulade şeyler verdik. Bunların herbirinde açık bir deneme ve doğruyu bulan için bir imtihan vardı. Nasıl davranacaklarını görmek için biz bunu yaptık. Bu mucizelerden bazıları şunlardır: Onların, Kızıldeniz'de boğulmaktan kurtarılmaları, bulutun üzerlerine gölge yapılması ve çölde kendilerine kudret helvası ve bıldırcın kuşu ikram edilmesi. [6]
Müşriklerin Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Etmeleri Ve Bunun İspat Edilmesi
34, 35, 36- Onlar (müşrikler) diyorlar ki: Bu ilk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin-
37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları bile yok ettik, çünkü onlar da suçlu idiler.
33. Biz gökler. yeri ve arasmda bulunanları °yun ve ^
olsun diye yaratmadık.
39- Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Açıklaması
"Onlar (müşrikler) diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz." Yani bu Mekke kâfirleri şöyle söylüyorlar: Dünya hayatından sonra tadacağımız bu ilk ölümden başka bir ölüm yoktur. Bundan sonra hayat da yok, bas da (dirilmek de). Biz, asla diriltilecek değiliz.
Müşriklerin: "Bu hayattan başka hayat yoktur, öldükten sonra da hayat yoktur, diriltilme, haşr neşr de yoktur." şeklindeki inkarcı tavırlarından Allah bu şekilde bahsetmektedir. Bu, yüce Allah'ın şu ayetine benziyor: "Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir, biz bir daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi." (En'am, 6/29).
Müşrikler: "Doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin." ifadesiyle peygambere ve müminlere hitap ederek, daha önce ahirete intikal eden fakat dönmeyen atalarıyla kendi iddialarını savunmaya çalışmışlardır. Yukarda geçen ayetin tefsiri şöyledir: Eğer, öldükten sonra dirilme gerçekse, siz de iddia ettiğiniz bu konuda doğru söylüyorsanız, ölen atalarımızı tekrar bize, dünyaya geri getiriniz.
Rivayete göre müşrikler Peygamber'den Allah'ın ölülerini hemen diriltmesini, büyükleri olan Kusay b. Kilab'ı yeniden hayata kavuşturmasını istemişler. Gerekçe de diriltilecek o büyükleriyle Muhammed'in (s.a.) nübüvvetinin gerçekliği ve öldükten sonra diriltilmenin doğruluğu konusunda müşavere etmek istemeleridir.
Bu, içi boş bir delildir. Çünkü öldükten sonra tekrar dirilmek bu dünyada değil, kıyamet gününde olacaktır. Hatta dünyanın kendisi de yok olup gittikten sonra olacaktır. Yüce Allah, alemleri yeni bir yaratılışla tekrar di-riltecektir.
Sonra yüce Allah onları, geri çevrilmeyecek azabı ile tehdit ederek şöyle buyurmuştur:
"Bunlar mı, daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları bile yok ettik. Çünkü onlar da suçlu idiler." Yani Adnan Arapla-rından olan bu Kureyş kâfirleri mi güç ve kuvvet bakımından daha hayırlı, yoksa asker ve sayı bakımından daha güçlü olan Kahtan Araplarından Tübba el- Hımyeri'nin kavmi mi? Bunların, büyük bir devleti, çok üstün bir medeniyetleri vardı. Bunlardan önce Ad, Semud ve benzeri kavimler de aynı idi. Biz, onların hepsini inkârları ve suçları yüzünden helak ettik. Güç ve kuvvetçe onların gerisinde kalanları helak etmek çok daha kolaydır. Çünkü bu müşrikler, gerek sayı, gerek izzet ve gerekse güç bakımından Tübba kavminden daha iyi durumda değildirler.
Tübba, salih bir kişi idi. Ordularıyla dünyayı dolaşmış, insanları hakimiyeti altına almıştır. Ülkesinin adı Hımyer o ülkenin halkı da Sebe kavmidir. Aralarında birisi kral olduğu zaman ona Tübba derlerdi. İranlıların kralına Kisra, Bizans krallarına Kayser, kâfir Mısır krallarına Firavun, Habeşistan krallarına en-Necaşi denildiği gibi.
Taberani'nin İbni Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: "Tübba a sövmeyin, çünkü o, müslüman olmuştur. O mektup yazdığı zaman: Karanın ve denizin hakimi olan Allah 'm adıyla" diye yazardı.
Öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğu anlaşılsın diye, Allah Te-alâ üstün kudretine delil olarak şöyle buyurdu:
"Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık." Yani, onlar bu ba'si (öldükten sonra dirilmeyi) nasıl oluyor da inkâr ediyorlar? Halbuki bu kâinatı yaratışımızdaki kudretimizin delillerini müşahede ettiler. Biz, bu gökleri, yerleri ve ikisi arasında görülen ve görülmeyen mahlûkatı eğlence ve oyun olsun diye boş yere yaratmadık. Bunlar benzersiz bir yaratılış ve emsalsiz bir hikmetle ortaya konmuştur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştu: "Göğü, yeri ve ikisi arasın-dakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır, vay inkâr edenlerin ateşteki haline!" (Sad, 38/27), "Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O yüce Arş'm sahibidir." (Mü'minun, 23/115-116). İşte bu yeniden dirilişin olacağının açık delilidir.
"Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar." Yani göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz gerçek bir sebebe bağlı olarak hakkı ortaya koymak için yarattık. Bu da, yaratıcının varlığına ve birliğine delil getirilmesi içindir. Ancak bu müşriklerin pek çoğu düşüncesizliklerinden dolayı bu gerçeği bilmezler. Bu sebeple ne sevaba inanırlar ne de azaptan korkarlar. [7]
Kafir Ve Asilerin Maruz Kalacakları Kıyamet Günü Korkuları
40- Şüphesiz ayırt etme günü, hepsinin birarada buluşacağı gündür.
41- O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
42- Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
43' 44" Şüphesi zakkum ağacı, gü- nahkârların yemeğidir.
45> 46- ° sıcak suyun kaynadığı gibi karınlarda kaynayan erimiş maden gibidir.
47, 48, 49, 50- (Allah zebanilere emre- der): Tutun onu! Cehennemin orta- sına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! (ve deyin ri ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Açıklaması:
"Şüphesiz (hakkı batıldan) ayırt etme günü hepsinin birarada buluşacağı gündür." Allah'ın, mahlûkatm arasını fasledeceği (ayıracağı), kâfirleri cezalandırıp, müminleri mükâfatlandıracağı kıyamet günü, bütün insanların toplanma günü, hesap vakti ve hepsinin amellerinin karşılığını göreceği gündür. Allah, iyiyi kötüden, haklıyı haksızdan ayırmak için bütün insanları bir araya getirecektir. Bu ayetin bir benzeri şu ayettir: "Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir." Kıyamet gününe "fasl günü" denmiştir. Çünkü Allah Tealâ, hüküm noktasında kullarının arasını ayıracaktır. Ya da cennetliklerle cehennemliklerin arasını ayıracak; müminlerle sevmediklerinin arasını, kâfirlerle de sevdiklerinin arasını ayıracaktır, baba ile evlâdın arasını, kan ile kocanın arasını ve kişi ile dostunun arasını ayıracaktır.
"O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez." Yani hiçbir yakının faydası olmayacak, onun hiçbir azabına kimse engel olamayacak. Onlar Allah'ın azabından korunmayacaklardır. Müminin kâfire faydası olmayacak, yakın yakınma yardım edemeyecektir: "Kıyamet gününde yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir." (Mümtehine, 60/3). "Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini arayıp, sormazlar." (Müminun, 23/101). "Dost, dostu sormaz. Birbirlerine gösterilirler..." (Mearic, 70/10-11) Yani gözle gördüğü halde hiçbir kardeş, kardeşinin halini sormaz. "Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için her hangi bir ödemede bulunmaz." (Bakara, 2/48).
"Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O (Allah) üstündür, merhametlidir." Yani Allah'ın acıyıp merhamet ettiği kimse kurtuluşa erecektir. Başka bir yardımcıya ihtiyaç duymayacaktır. Çünkü yegâne galip ve üstün olan Allah'tır. Düşmanlarından hiçbiri onun azabından kurtulamaz. Mümin kullarına geniş merhameti vardır. Bu manaya göre bu istisna, münkatıdır. Muttasıl olması da caizdir. Bu takdirde mana şöyle olur: Müminler hariç, hiçbir yakın yakınma fayda veremeyecektir. Müminlerin bir kısmının diğer kısmına şefaat etmesine izin verilecektir.
Kıyametin hak olduğunu ifade ettikten sonra Allah Tealâ bunun peşinden kendisiyle karşılaşmayı inkâr eden kâfirleri şöyle diyerek tehdit etmiştir:
"Şüphesiz ki zakkum ağacı günahkârların yiyeceğidir." Yani yüce Allah'ın cehennemde yarattığı o lânetli ağacın meyvesi hem söz, hem de davranış olarak günahı çok olan cehennemliklerin yiyeceğidir. Onlar acıktığında ancak ondan yerler. Ebu Cehil de onlarla birlikte cehenneme girecek ve lanetlenen ağacın meyvesinden yiyecektir. .
"O sıcak suyun kaynadığı gibi karınlarda kaynayacak erimiş maden gibidir." Yani o yiyecek, katranın tortusuna ve erimiş bakıra benzemektedir. Son derece sıcak suyun kaynaması gibi kâfirlerin karınlarında kaynayacaktır. Karınlarda oluşacak o yiyecek eritilmiş bakıra benzetilmiştir.
"(Allah zebanilere emreder) tutun onu! Cehennemin ortasına sürükle-yin" Cehennem bekçileri olan meleklere şöyle denilecektir: Bu günahkârı yakalayın! İtekleyerek cehennemin ortasına öfke ve sertlikle çekin. "Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!" Yani başının üzerine, daha önce anlatılan, son derece kaynar suyu dökün. Nitekim bir başka ayette bu husus şöyledir: "Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir. Bununla karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir." (Hac, 22/19-20).
"(Ve deyin ki:) Tat bakalım! Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!" Yani, ona istihza ile kınayıp azarlayarak şöyle deyin: Dünyadaki iddiana göre ey şerefli, soylu olan insan! Tat azabı bakalım. "İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir." Dünyada iken şüphelenmekte olduğunuz azap işte budur. Bir başka ayet: "O gün cehennem ateşine itilip atılırlar da, işte yalanlayıp durduğunuz ateş budur, denilir." (Tür, 52/13-14). [8]
Muttakilerin Cennetlerde Kavuşacağı Çeşitli Nimetler:
51, 52, 53- Muttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
54- İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.
55- Orada güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
56- İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.
57- (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir), işte büyük kurtuluş budur.
58- Biz onu öğüt alsınlar diye senin dilinle indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
59- Bekle, onlar da beklemektedirler.
Açıklaması
1- Yüce Allah, iyilere olan vaadini beyan etmek için bu ayetlerde cennet nimetlerinin beş çeşidini zikretmiştir. "Muttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar." Dünyada şirkten ve günahlardan sakınıp emirlere itaat ederek takva sahibi olan kimseler için şüphesiz tüm korkulardan uzak, mekânı ve gezintisi hoş yerler vardır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İyiler muhakkak cennettedir. Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine mühürlü halis bir içki sunulur. Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar. Karışımı Tesnim'dendir. (O Tesnim, Allah'a) yakın olanların içecekleri bir kaynaktır." (Mutaffifin, 83/22-28). Bu, kâfirlerin zakkum ağacından yemeleri ve kaynar suyu içmelerine mukabildir.
2, 3- "İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar." Onların giysileri, göz alıcı şekilde parlak, ince ve kalın ipektendir. Oturuşları da, birbirlerinin yüzüne bakarak sohbet etmek maksadıyla, yüzyüze şeklindedir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurdu: "Naim cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde..." (Saffat, 37/43-44).
4- "işte böyle, bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz." İşte lütuf bu! Onları iri gözlü, bembeyaz, güzel hurilerle evlendiririz. "O hurilere bundan önce ne insan ne de cin dokunmuştur" (Rahman, 55/56), "Sanki onlar yakut ve mercandandırlar." (Rahman, 55/58). Müfessirlerin çoğunun düşüncesi: Hurilerle bir evlilik akdi olmayacağı yönündedir. Maksat o cennetliklerin hurilerle beraber olmalarıdır.
5- "Orada güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler." Yani cennette diledikleri her türlü meyveyi, bitmesinden emin olarak, isterler. Her istediklerinde arzuları yerine getirilir. Cennetlik insanlar cennette, ağrı sızıdan, ölüm, yorgunluk ve şeytandan güven içindedirler. Cennetteki güzel makam, giyecek, yiyecek, hurilerle evlenerek mutluluk ve güven içinde olma, her türlü maddi-manevi lezzet ve arzuların cennetlikler için olacağına bir delildir. İşte bunlar, en yüksek seviyede nimetler ve rahatlıklardır.
Sonra Allah, onların hayatının devamlı oluşunu beyan ederek şöyle buyurdu:
"İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur." Yani ahirette kesinlikle ölmeyeceklerdir, bundan sonra ölümün tadını tatmayacaklardır. Ancak dünyada tatmış oldukları ilk ölümü tatmışlar ve ölüm onlar için bitmiştir. Allah, onları cehennem azabından koruyup kurtarmıştır. Cehennemin derinliklerindeki elem verici azaptan onları uzaklaştırmıştır. Zemahşeri şöyle demiştir: Bu, işi muhale (imkânsızlığa) bağlamak gibidir. Yani sanki şöyle denilmiştir: Gelecekte birinci ölümün tadını tatmak doğru olursa, işte onu tadacaklardır. Buradaki istisnanın munkatı olduğu söylenmiştir. O zaman mana şöyle olur: Ancak birinci ölümü tatmışlardır.
Buhari ve Müslim'de sabit olduğuna göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde ölüm güzel bir koç suretinde getirilecek, cennetle cehennem arasında durdurulacak, sonra da kesilecek ve şöyle denilecektir: Ey cennet ehli! Ölüm yok, ebedilik var. Ey cehennem ehli! Ölüm yok, ebedilik var." Müslim ve Abdurrezzak'ın Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hürey-re'den rivayet ettiklerine göre Allah Rasul'ünün (s.a.) şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir. "Cennet ehline şöyle denilecek: Sağlık sizin için, siz asla hastalanmayacaksızın. Sizin için hayat var, asla ölmeyeceksiniz. Nimetler içinde olacaksınız, asla zorluğa düşmeyeceksiniz. Genç kalacak asla ihtiyarlamayacaksınız. "
Ebu Bekir b. Ebu Davud es-Sicistani'nin Ebu Hüreyre'den rivayet ettiğine göre o, Allah Rasul'ünün (s.a.) şöyle dediğini nakletmiştir: "Kim Allah'tan korkarsa cennete girer, orada nimete mazhar olur, darlığa düşmez, orada ölümsüz bir hayat sürer elbiseleri eskimez, gençliği yok olmaz."
Ebul-Kasım et-Tabarani ve Ebu Bekir b. Merdüveyh'in Cabir'den rivayet ettiklerine göre o, şöyle demiştir: "Allah Rasul'üne (s.a.) cennet ehli uyur mu? diye soruldu. Allah Rasulü de (s.a.): O uyku ölümün kardeşidir, cennet ehli uyumaz diye cevap verdi."
"(Bunlar) Rablerinden bir lütuf olarak (verilmiştir) işte büyük kurtuluş budur." Yani yüce Allah, bu cennet ehline kendi yanından bir lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Ya da mana şöyledir: Allah, kendi lütfunu eksiksiz yapmak için bu ihsanlarda bulunmuştur. İşte bu, hiçbir kurtuluşun, üzerine çıkamayacağı büyük kurtuluştur.
Müslim'in Cabir'den rivayet ettiği hadise göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Çalışınız, işlerinizde ifrat ve tefrit yapmayınız, (aşırıya kaçmayınız), mutedil ve doğru olunuz ve biliniz ki, sizden hiçbir kimse kendi ameli sayesinde felah bulup, kurtulamaz." Ya Rasulullah! Sen de mi? dediler. "Ben de kurtulamam. Meğer Allah Tealâ rahmeti ve fazlı ile beni koruya. " cevabını verdi.
Yüce Allah, kudretini gösteren delilleri beyan edip, vaat ve vaidi (müjde ve tehdidi) açıkladıktan, surenin başında Kur'an'ın "Kitab-ı Mübin" olduğunu anlattıktan sonra surenin sonunda da bu manayı teyit eden ifadeleri zikredip şöyle buyurdu: "Biz onu (Kur'anı) öğüt alsınlar diye senin dilinle indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık." Şüphesiz ki bu Kur'an'ı biz kolaylaştırdık ve onu, dillerin en fasihi ve en açığı olan senin ve kavminin diliyle, gayet açık bir şekilde indirdik. Aynı zamanda bu Kuranı sen ve kavmin anlayasmız, düşünüp ibret alarak içindekilerle amel edesiniz diye kolaylaştırdık. Kısacası mana şudur: Muhakkak ki açık ve çok faydalı bu kitabı biz, düşünsünler, öğüt alsınlar diye senin dilin olan Arapça ile indirdik. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Andolsun biz Kur'an'ı, düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (Kamer, 54/22).
Kur'an'ın bu açık beyanına rağmen, bazıları inat ve muhalefet ederek onu inkâr etmiştir. Bu sebeple yüce Allah, Rasul'ünü (s.a.) teselli edip ona zafer vaadetmiş, yalanlayanları da helak ile tehdit ederek şöyle buyurmuştur: "(Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler." Yani ey peygamber! Onlara karşı sana vaadettiğimiz müjdeyi, onları helak edişimizi ve küfürde devam ederlerse başlarına gelecek felâketi bekle. Çünkü onlar da, senin başına gelecekleri ve senin ölümünü beklemektedirler.
Yakında zaferin kimin olduğunu, dünya ve ahirette de başarının kime nasip olacağını görüp bileceklerdir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir." (Mücadele, 58/21) "Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lanet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır." (Gafir, 40/51-52). [9]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbni Kesir, IV/137.
[2] Kurtubî, XVI/126.
[3] Bahru'l-Muhit,VIII/33.
[4] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/176-178.
[5] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/181-183.
[6] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/188-191.
[7] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/195-196.
[8] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/201-202.
[9] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/205-207.
Kur’an’ın Mübarek Kadir Gecesinde İndirilmesi Ve Onu İndiren Allah'ın Sıfatları
1- Ha, mim.
2, 3- Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz, uyarıcıyızdır.
4, 5, 6- Katımızdan bir emirle her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Çünkü biz, Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O, her şeyi işiten ve bilendir.
7- Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi-dir.
8- O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
9- Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.
Açıklaması
"Ha, mim. Apaçık olan Kitab'a andolsun ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır." "Yüce Allah, insanların din ve dünya işlerinde muhtaç oldukları her şeyi açıklayan hayır ve bereketleri bol bir gece olan Kadir gecesinde indirdidiği kitabı Kur'an-ı Kerim'e yemin etti. Nitekim bir başka ayette bu husus çok açık bir şekilde şöyle beyan edilmiştir: "Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik." (Kadir, 97/1). Yani Kur'an'ın nazil olduğu Ramazan ayı gecelerinden bir gece olan Kadir geçişinde. Yine Allah Tealâ bu hususu da açık bir şekilde şöyle belirtmiştir: "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2/185). Yani Kur'an'ın indirilişine, Ramazan gecelerinden olan Kadir gecesinde başlandı ve parça parça indirilişi yirmi üç sene devam etti. Veya Kur'an'ın tümü, Kadir gecesinde levh-i mahfuzdan sema-yı dünyaya (en yakın semaya) indirildi.
Şüphesiz biz bu Kur'an ile insanları dünyada işlemiş oldukları günahlarından dolayı ahiretteki elem verici azap ile korkutuyoruz. Kulların, Allah huzurunda her hangi bir bahaneleri kalmasın diye, onlara şer'an faydalı ve zararlı olacak şeyleri öğretiyoruz.
İbni Kesir şöyle demiştir: Kim, bu gecenin, Şabanın onbeşinci gecesi olduğunu söylerse -Nitekim İkrime'den böyle rivayet edilmiştir- o, geceyi aramaktan (ve bulmaktan) uzak kalmıştır. Çünkü Kur'ah nassı onun Ra-mazan'da olduğu istikametindedir.[1] Kurtubî de İkrime'nin görüşünü naklettikten sonra şöyle demiştir: O geceyi Kadir gecesi kabul eden görüş daha doğrudur. Çünkü Allah: "Biz onu (Kur'anı) Kadir gecesinde indirdik." buyurmuştur.[2]
Kadir gecesinde indirilmeye başlanmasının sebebini de yüce Allah şöyle belirtti:
"Çünkü her hikmetli işe o gecede hükmedilir." Yani Kadir gecesinde hikmetli ve sağlam iş detaylandırılır. Ve beyan edilir. Sene içerisinde olacak eceller ve rızıklar, hayır ve şerr, hayat ve ölüm vs. o gecede yazılır. Ya da değişmesi mümkün olmayan kesin işlere o gecede hükmedilir. Meselâ beşerin, dünyada hidayetine yarayacak, ahirette de mutluluğunu sağlayacak hükümler bu gecede hükme bağlanır. "Hakîm"in manası hikmetli demektir. Kur'an-ı Kerim özellikle bu gecede indirildi. Zira Kur'an'ın indirilişi hikmetli işlerin en şereflisidir. Bu gecede her hikmetli işin ayrıntısı yapılmıştır.
Kur'an-ı Kerim'in indirilişinin gayesini yüce Allah'ın şu sözü açıklamaktadır: "Katımızdan bir emirle... Çünkü biz Rabbinin bir rahmeti olarak peygamberler göndermekteyiz. O, her şeyi işiten ve bilendir." Yani Allah Te-alâ Kuranı, kendi nezdinden vahyini ve kanunlarını kapsamış olarak indirdi. Biz, insanlara rahmet ve şefkatimizden dolayı, bu inzarı (uyarıyı) yaptık, bütün peygamberleri (a.s.) kendilerine Allah'ın apaçık ayetlerini okusunlar, faydalarına ve zararlarına olan şeyleri beyan etsinler ve peygamberler gönderildikten sonra da artık ellerinde bir bahaneleri olmasın, diye gönderdik. O halde peygamberlerin gönderilişi insanlara devamlı bir rahmetten başka bir şey değildir. O rahmetten, inişi kesin ve sabit olan şu anda ortadadır. O da Kuran ve Peygamber (s.a.)'in risaletidir. Ebu Hayyan "Çünkü biz peygamberler göndermekteyiz" ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: Yüce Allah, Kur'an'ın indirilişi ile birlikte peygamberleri de zikretti. Yani biz, kullara kitaplarla peygamberleri gönderiyoruz, "...çünkü biz peygamberler göndermekteyiz" cümlesi, yukarıdaki manayı kuvvetlendiren (te-kid eden) bir başlangıç cümlesidir, "...kuşkusuz biz, uyarıcıyızdır." cümlesinden bedel olmasının caiz olduğu da söylenmiştir.[3] Allah beşerin sözlerini işittiği, hallerini ve kendilerini düzeltecek şeyleri bildiği için bunları yaptı, böylece onların yararını gözettiği için onlara rahmet gönderdi.
"Eğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir." Yani şüphesiz Kur'anı indiren, işiten ve bilen Allah, semavatın (göklerin), yerin ve ikisi arasındaki diğer yaratıkların Rabbi, halikı, ve mâlikidir. Eğer, şüphesiz tam ve kesin olarak bilmek istiyorsanız bu böyledir. Ebu Müslim, "Eğer kesin olarak inanıyorsanız..." ayetinin manası hakkında şöyle demiştir: Eğer kesin bilgiyi istiyorsanız, meselenin bizim dediğimiz gibi olduğunu biliniz.
Sonra Allah Tealâ, vahdaniyyet ve kudret gibi diğer sıfatlarını zikrederek şöyle buyurdu: "O'ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir." Yani Allah Tealâ rablığmı açıkladıktan sonra vahdaniyyetini (birliğini) ortaya koydu. O, kendisinden başka ilâh bulunmayan tek bir ilâhtır. Allah, kudretini vurguladı. Hayat veren öldüren yalnız Allah'tır, dilediğine hayat verir, dilediğini öldürür. Sonra yüce Allah bizzat beşere karşı rablığını teyit etti. Şöyle buyurdu: Ey muhataplar! O sizin Rabbinizdir, babalarınızın ve ilk dedelerinizin de Rabbidir. Onların işlerini tedbir eden (düzenleyen) Odur. O halde kulluğa lâyık olan da yalnız Odur; ilâh oldukları zannedilen putlar değildir. Sonra da Allah, müşriklerin gerçek durumunu beyan ederek şöyle buyurdu: "Fakat onlar şüphe içinde eğlenip duruyorlar." Yani bu müşrikler, öldükten sonra diriltilme, tevhit (Allah'ın birliği) ve Allah'ın kendilerinin yaratıcısı olduğu konusunda büyük bir şüphe içerisindedirler. Onlar gerçekte abesle iştigal etmekte, hayatlarını eğlence ve oyunla geçirmektedirler. [4]
Müşriklerin Azap İle Tehdit Edilişi
10, 11- Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu elem verici bir azaptır.
12- (İşte o zaman insanlar) "Rabbi-miz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz." (derler.)
13- Nerede onlarda öğüt almak! Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
14- Sonra ondan yüz çevirdiler ve: "Bu, bir öğretilmiş, bir deli!" dediler.
15- Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz
16- Fakat büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız.
Açıklaması
"Şimdi sen, göğün açık bir duman çıkaracağı günü gözetle" Bu Allah tarafından müşriklere bir tehdittir. Allah Tealâ burada peygamberine şunu söylüyor: Sen, gökyüzünün, boşlukta yayılan açık bir dumana bürüneceği günü gözetle. Bu duman, geçmişe nisbeten, Peygamber (s.a.)'in bedduasıy-la, yedi sene süren, Kureyş'in başına gelen kuraklık ve kıtlıktır. Öyle ki kişi -ayetin iniş sebebi beyan edilirken İbni Mesudun ifadesinde geçtiği gibi-açlığın şiddetinden gözü zayıfladığı için, gök ile yer arasındaki boşluğu duman görüyordu. Veya bu, Bedir harbi sırasındaki harbin tozu dumanıdır.
Geleceğe nispetle ise bu duman kıyamet alâmetlerinden biridir. Bu duman yer yüzünde kırk gün kalacak, öyle ki gökte duman gibi bir bulut gözükecek ve havayı kapkaranlık yapacaktır. İlim adamlarının, dünyanın sonu olarak bahsettikleri şey, işte budur. Çünkü o gün güneş enerjisi zayıflayacaktır. Allah Tealâ'nın ifade ettiği gibi hu dumanın özelliği şümullü ve kapsamlı olmasıdır.
"İnsanları bürüyecek.... Bu elem verici bir azaptır." Yani insanları bü-rüyecek ve onları her taraftan çepeçevre kuşatacaktır. Bunun üzerine insanlar da: "İşte bu, cidden elem verici bir azaptır" diyecekler. Ya da bu ifadeyi, onları kınamak ve azarlamak için, Allah söyleyecektir.
İşte o anda insanlar şöyle diyerek Allah'tan yardım isteyeceklerdir:
"Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz." Yani insanlar şöyle diyecekler: Rabbimiz! Bizden azabı uzaklaştır. Şüphesiz" biz Allah'ı ve Rasul'ünü tasdik ediyoruz. Ya da mana şöyledir: Rabbimiz! Eğer bizden azabı kaldırırsan müslüman olur, inanırız. Buradaki azaptan maksat geçmişte kendisi sebebiyle dumana benzer bir şey gördükleri açlıktır. Rivayete göre müşrikler Peygamberimiz (s.a.)'e gelmiş ve "Eğer Allah, bizden bu azabı kaldırırsa müslüman oluruz." demişlerdir.
Gelecekte olana gelince bu, kıyametten biraz önce meydana gelecek olan pek çetin bir azaptır ki, kıyametin alâmetlerinden biridir.
Bu ayet mana olarak yüce Allah'ın şu ayetlerine benzemektedir: "Onların ateşin karşısında durdurulup: Ah keşke dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak, dediklerini bir görsen!" (Enam, 6/27) "Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bir süre ver de, senin davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) Daha önce sizin için bir zeval olmadığına yemin etmemiş miydiniz?" (İbrahim, 14/44).
Sonra Allah şöyle diyerek, onların, iman konusundaki vaadini reddetmiştir: "Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler. Ve: Bu, bir öğretilmiş, bir deli, dediler." Yani, onlar için hatırlamak ve öğüt almak nerede! Azap kendilerinden kaldırıldıktan sonra inanma konusunda vermiş oldukları söze vefa nerede? Halbuki kendilerine iman delillerini açıklayan, ayet ve mucizeleri apaçık olan bir elçi gelmişti. Sonra onlar bundan yüz çevirdiler ve onun hakkında, "Ona Kur'an'ı bir beşer öğretmiştir. Şüphesiz o, bir mecnundur." dediler. Bu gösteriyor ki, ayetler Kureyş hakkında nazil olmuştur. Daha önce Allah Rasul'ünden (s.a.), Kur'an'dan ve Kur'an'ın hidayetinden yüzçe-virdikleri ve Peygamber (s.a.)'e, öğretmeni Bizanslı bir köle olan mecnundur, diyerek iftira ettikleri halde, onlar nasıl öğüt alacaklar ve onlara hatırlama nasıl, nereden gelecek?
Bu Allah'ın şu kavline benzemektedir: "O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var?" (Fecr, 89/23).
Daha sonra yüce Allah, onların açıkça küfre döndüklerini ilân ederek şöyle buyurdu: "Biz azabı biraz kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz." Yani, sizden az bir süre azabı kaldıracağız ve sebepleri oluştuğu halde onu biraz geciktireceğiz. Bu, tatbikatını durdurarak, azap etme konusunda verilen hükme benzemektedir. Siz daha önceki şirk, küfürde inadınıza döneceksiniz. Onlar, fiilen de dönmüşlerdir.
Bu, Allah Tealâ'nm Yunus (a.s.)'un kavmi hakkındaki şu sözüne benzemektedir: "Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) her hangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de, bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık." (Yunus, 10/98).
Azabın ertelenmesi kıyamet gününe kadardır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Fakat büyük bir şiddetle yakalacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız." Yani, şüphesiz siz şiddetli bir azaba erteleneceksiniz ki, o da, kıyamet günündeki cehennem azabıdır. O büyük azabın ve pek şiddetli yakalamanın olduğu gün, işte o gün kâfirlerden çok şiddetli intikam alacağız ve onları cezalandıracağız.
İbni Mesud'dan gelen rivayete göre o günün, Bedir savaşı olduğu söylenmiştir. Azap, kendilerinden kaldırıldıktan sonra onlar tekrar yalanlamaya ve inkâra dönünce Allah Tealâ onlardan Bedir savaşında intikam almıştır. İbni Mesud, "Büyük bir şiddetle yakalama günü" Bedir savaşıdır, demiştir.
İbni Cerir et-Taberi ve İbni Kesir'in tercih ettiği gibi, zahir olan (ayetten açıkça anlaşılan) o günün, kıyamet günü olmasıdır. Hasan-ı Basri ve iki rivayetin en sahihinde İkrime de böyle demiştir. [5]
İsrailoğulları'nın Kurtarılışı, Firavun Ve Kavminin Durumundan İbret Alma Zarureti
17, 18- Andolsun kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara: Allah'ın kullarını benimle salıverin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir ra-sulüm diye (davette bulunan) şeref-
19-Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.
20- Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
21- Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklasın.
22- Nihayet Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.
23- (Allah:) O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileçeksiniz, (buyurdu).
24- Denizi olduğu gibi bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
25, 26, 27- Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.
28- İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.
29- Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
30- Andolsun biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.
31- Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
32- Andolsun biz İsrailoğulları'na, bilerek (zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.
33- Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.
Açıklaması
"Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti." Yani andolsun ki biz, bu müşriklerden önce Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Firavun'un kavmi Mısır kıptileridir. Allah onlara, güzel hasletleri ve övgüye değer davranışları kendisinde toplayan şerefli bir elçi göndermiştir ki, o da Musa (a.s.)'dır. O Allah nezdinde de, kavmi içinde de şerefli idi.
"Allah'ın kullarını benimle serbest bırakın! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir Rasulüm." Yani onlara, "Allah'ın kulları İsrailoğulları'nı benimle birlikte serbest bırakın, onlara işkence etmeyin. Çünkü ben, Allah'ın, risaleti konusunda güvenilir, itham edilmez bir elçisiyim" diyen bir peygamber geldi. Bu ayet, bir başka ayetle şöyle tefsir edilmektedir: "Haydi Ona gidin de, deyin ki: Biz senin Rabbi'nin elçileriyiz. İsrailoğulları'nı hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir ayet getirdik. Kurtuluş hidayete uyanlarındır." (Taha, 20/47).
"İbadallah" sözü onlara nida olabilir. O takdirde mana şöyle olur: Ey Allah'ın kulları! Size gerekli olan imanı, davetimi kabul etmeyi ve yoluma tabi olma işini yapın. Çünkü ben, Allah'ın vahyi ve risaleti konusunda güvenilir bir elçiyim. Peygamberin, kavmini davet esaslarına ve bundan sonra gelen söze de uygun olan zahir mana budur. Ama İsrailoğulları'nın salıverilmesi, serbest bırakılmasına gelince bu, davetin aslına göre ikinci derecede kalan bir istektir.
"Allah'a karşı ululuk taslamayın! Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum." Yani Allah'ın ayetlerine tabi olma ve delillerine boyun eğme konusunda kibirlenmeyin, Ona itaat ve peygamberlerine tabi olma hususunda kendinizi yüksek görmeyin. Nitekim bir ayette Allah şöyle buyurmuştur: "Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir." (Gafir, 40/60). Çünkü ben size inkârı mümkün olmayan apaçık bir mucize getiriyorum. O da: Allah'ın gönderdiği apaçık ayetler ve kesin mucizelerdir. Meselâ asa mucizesi, yed-i beyza (beyaz el) mucizesi ve diğer dokuz mucize. Bunun üzerine kavmi, Hz. Musa'yı taşlamakla tehdit ettiler. Nitekim Allah Tealâ şöyle buyurdu:
"Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah 'a sığındım." Yani beni tehdit ettiğiniz, taşla katletmenizden, eza ve sövmenizden, Allah'a iltica edip sığınıyor ve O'na güveniyorum.
"Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklasın." Yani eğer beni tasdik etmez, peygamberliğimi ve Allah'tan size getirdiğimi kabul etmezseniz, beni bırakın, Allah Tealâ aramızda hüküm verinceye kadar bana her hangi bir kötülük yapmayın.
Hz. Musa, onların imanından ümidini kesip, küfür üzere ısrar ve inatlarını açıkça görünce, onlara beddua etti ve şöyle dedi:
"Nihayet Musa: Bunlar, suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzet-ti." Onlar Hz. Musa'yı yalanlayıp, onu öldürmek isteyince, Musa da, Rabbine, "Bunlar peygamberini yalanlayan ve sana ortak koşan bir kavimdir" diyerek arzetti. Nitekim bir başka ayette şöyle gelmiştir: "Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri) insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver. (Allah): İkinizin de duası kabul olunmuştur. O halde siz doğruluğa devam edin, dedi" (Yunus, 10/88-89).
Allah Tealâ Hz. Musa'ya, İsrailoğulları'nı, bir gece gizlice Mısır'dan çıkarmasını emretti.
"Allah, o halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz" buyurdu. Yani Allah, Musa'nın duasını kabul etti ve ona kavmi İsrailoğulları'nı bir gece yola çıkarmasını emretti. Çünkü Firavun ve kavmi sizin Mısır'dan çıktığınızı öğrenince, peşinize düşerek sizi izleyeceklerdir. Bu, aynen şu ayete benzemektedir: "Andolsun ki biz Musa 'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiş-tik" (Taha, 20/77).
"Denizi olduğu gibi bırak! Çünkü onlar, boğulacak bir ordudur." Musa! Denizi olduğu gibi açık bırak; daha önceki haline dönsün diye asan ile denize vurma! Firavun ve ordusu bu denize girsin. Çünkü onlar denizde boğulmayı haketmiş bir kavimdir. Bu, Hz. Musa ve kavminin kurtulacağına ve düşmanlarının helak olacağına dair Hz. Musa ruhen rahatlasın, diye verilen bir mucizedir
Sonra Allah Tealâ onların arkalarında bıraktıkları izzet ve şerefi, nimet ve zenginliği zikrederek şöyle buyurdu:
"Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı."
Mısır'da arkalarında pek çok yemyeşil bahçeler, çağlayan nehirler, su ile dolu kuyular, güzel ekinler, lüks ve zengin konaklar, mal ve bol servet ile lüks içinde bir yaşantı bıraktılar. Onlar çok lüks bir hayat yaşıyorlar ve nimetle gururlanıyor, çeşitli zevk ve sefa ile hayatlarını geçiriyorlardı.
"İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık." İşte bu helak edişi, nimeti ellerinden alıp mahvetmeyi diğer peygamberlerimizi yalanlayanlara yaptık- bize isyan eden diğer herkese de yapacağız-, bu beldeleri de yeryüzünde güçsüz düşürülen İsrailoğulları'na miras bıraktık. Nitekim yüce Allah şöyle buyurdu: "Her görülüp ezilmekte olan o kavmi (Yahudileri) de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğulları'na verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helak ettik." (Araf, 7/137).
Sonra da yüce Allah onlarla alay edip onların helak edilişine önem vermemeyi şöyle diyerek açıklamıştır: "Gök ve yer onların arkasından ağlamadı, onlara mühlet de verilmedi." Onlar azgın insanlar oldukları için, hiç kimse onlara üzülmedi, bilakis aşırı inkâr ve iflah olmaz inatlarından dolayı derhal cezaya çarptırıldılar. Tevbe etmeleri için onlara süre de verilmedi, çünkü onların tevbe etmeleri beklenmiyordu.
Sonra Allah Tealâ, bu cezaya mukabil ibret alınsın diye, nimetini zikrederek şöyle buyurdu: "Andolsun biz, İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık yani Firavundan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi." Andolsun ki biz, İsrailoğulları'nı içerisinde bulundukları kölelikten, oğullarının katledilmesinden ve güç işleri yapmaya zorlanmalarından kurtardık; inatçı, büyüklük taslayan, kibirli, zorba, Allah'ı anmada ve kötülükleri yapmakta aşırı giden Firavun'un işkencesinden kurtardık. Küfrün başı onun: "Ben sizin en büyük Rabbinizim" diyerek ilâhlık ve Rablık iddiasıdır.
Bu, Allah'ın şu kavline benzemektedir: "Firavun (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı." (Kasas, 28/4). "Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular." (Mü'minun, 23/46).
Burada görülüyor ki: Yüce Allah'ın, Hz. Musa ve kavmine olan ihsanının açıklaması, Firavun ve kavminin helak edilişini açıkladıktan sonra geliyor. Çünkü zararın bertaraf edilmesi maslahat ve menfaatin celbinden önce gelir. (Yani zararı gidermek, menfaati elde etmekten önce gelir.)
Daha sonra da Allah, o zamanda İsrailoğulları'na yapmış olduğu ikramın boyutunu şöyle açıklamıştır: "Andolsun biz İsrailoğulları'na, bilerek (kendi zamanlarında) âlemlerin içinde bir üstünlük bahşettik." İçlerinden gelen peygamberlerin çokluğu, Hz. Musa ile beraber sabredip Allah yolunda cihat etmeleri sebebiyle, onların buna lâyık olduğunu bilerek onları kendi zamanlarındaki diğer insanlara tercih etmiştir. Ne zaman ki onlar imanı bırakıp küfre sarıldılar, yararlı olmaktan vazgeçip bozgunculuğa yöneldiler, işte o zaman Allah onlara gazap etti, onları lanetledi ve onları maymunlara ve domuzlara çevirdi.
Onlara Hz. Musa eliyle apaçık mucizeler, açık deliller ve harikulade şeyler verdik. Bunların herbirinde açık bir deneme ve doğruyu bulan için bir imtihan vardı. Nasıl davranacaklarını görmek için biz bunu yaptık. Bu mucizelerden bazıları şunlardır: Onların, Kızıldeniz'de boğulmaktan kurtarılmaları, bulutun üzerlerine gölge yapılması ve çölde kendilerine kudret helvası ve bıldırcın kuşu ikram edilmesi. [6]
Müşriklerin Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Etmeleri Ve Bunun İspat Edilmesi
34, 35, 36- Onlar (müşrikler) diyorlar ki: Bu ilk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz. Doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin-
37. Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları bile yok ettik, çünkü onlar da suçlu idiler.
33. Biz gökler. yeri ve arasmda bulunanları °yun ve ^
olsun diye yaratmadık.
39- Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Açıklaması
"Onlar (müşrikler) diyorlar ki: İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz." Yani bu Mekke kâfirleri şöyle söylüyorlar: Dünya hayatından sonra tadacağımız bu ilk ölümden başka bir ölüm yoktur. Bundan sonra hayat da yok, bas da (dirilmek de). Biz, asla diriltilecek değiliz.
Müşriklerin: "Bu hayattan başka hayat yoktur, öldükten sonra da hayat yoktur, diriltilme, haşr neşr de yoktur." şeklindeki inkarcı tavırlarından Allah bu şekilde bahsetmektedir. Bu, yüce Allah'ın şu ayetine benziyor: "Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir, biz bir daha da diriltilecek değiliz, demişlerdi." (En'am, 6/29).
Müşrikler: "Doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin." ifadesiyle peygambere ve müminlere hitap ederek, daha önce ahirete intikal eden fakat dönmeyen atalarıyla kendi iddialarını savunmaya çalışmışlardır. Yukarda geçen ayetin tefsiri şöyledir: Eğer, öldükten sonra dirilme gerçekse, siz de iddia ettiğiniz bu konuda doğru söylüyorsanız, ölen atalarımızı tekrar bize, dünyaya geri getiriniz.
Rivayete göre müşrikler Peygamber'den Allah'ın ölülerini hemen diriltmesini, büyükleri olan Kusay b. Kilab'ı yeniden hayata kavuşturmasını istemişler. Gerekçe de diriltilecek o büyükleriyle Muhammed'in (s.a.) nübüvvetinin gerçekliği ve öldükten sonra diriltilmenin doğruluğu konusunda müşavere etmek istemeleridir.
Bu, içi boş bir delildir. Çünkü öldükten sonra tekrar dirilmek bu dünyada değil, kıyamet gününde olacaktır. Hatta dünyanın kendisi de yok olup gittikten sonra olacaktır. Yüce Allah, alemleri yeni bir yaratılışla tekrar di-riltecektir.
Sonra yüce Allah onları, geri çevrilmeyecek azabı ile tehdit ederek şöyle buyurmuştur:
"Bunlar mı, daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları bile yok ettik. Çünkü onlar da suçlu idiler." Yani Adnan Arapla-rından olan bu Kureyş kâfirleri mi güç ve kuvvet bakımından daha hayırlı, yoksa asker ve sayı bakımından daha güçlü olan Kahtan Araplarından Tübba el- Hımyeri'nin kavmi mi? Bunların, büyük bir devleti, çok üstün bir medeniyetleri vardı. Bunlardan önce Ad, Semud ve benzeri kavimler de aynı idi. Biz, onların hepsini inkârları ve suçları yüzünden helak ettik. Güç ve kuvvetçe onların gerisinde kalanları helak etmek çok daha kolaydır. Çünkü bu müşrikler, gerek sayı, gerek izzet ve gerekse güç bakımından Tübba kavminden daha iyi durumda değildirler.
Tübba, salih bir kişi idi. Ordularıyla dünyayı dolaşmış, insanları hakimiyeti altına almıştır. Ülkesinin adı Hımyer o ülkenin halkı da Sebe kavmidir. Aralarında birisi kral olduğu zaman ona Tübba derlerdi. İranlıların kralına Kisra, Bizans krallarına Kayser, kâfir Mısır krallarına Firavun, Habeşistan krallarına en-Necaşi denildiği gibi.
Taberani'nin İbni Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: "Tübba a sövmeyin, çünkü o, müslüman olmuştur. O mektup yazdığı zaman: Karanın ve denizin hakimi olan Allah 'm adıyla" diye yazardı.
Öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğu anlaşılsın diye, Allah Te-alâ üstün kudretine delil olarak şöyle buyurdu:
"Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık." Yani, onlar bu ba'si (öldükten sonra dirilmeyi) nasıl oluyor da inkâr ediyorlar? Halbuki bu kâinatı yaratışımızdaki kudretimizin delillerini müşahede ettiler. Biz, bu gökleri, yerleri ve ikisi arasında görülen ve görülmeyen mahlûkatı eğlence ve oyun olsun diye boş yere yaratmadık. Bunlar benzersiz bir yaratılış ve emsalsiz bir hikmetle ortaya konmuştur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştu: "Göğü, yeri ve ikisi arasın-dakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır, vay inkâr edenlerin ateşteki haline!" (Sad, 38/27), "Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O yüce Arş'm sahibidir." (Mü'minun, 23/115-116). İşte bu yeniden dirilişin olacağının açık delilidir.
"Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar." Yani göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz gerçek bir sebebe bağlı olarak hakkı ortaya koymak için yarattık. Bu da, yaratıcının varlığına ve birliğine delil getirilmesi içindir. Ancak bu müşriklerin pek çoğu düşüncesizliklerinden dolayı bu gerçeği bilmezler. Bu sebeple ne sevaba inanırlar ne de azaptan korkarlar. [7]
Kafir Ve Asilerin Maruz Kalacakları Kıyamet Günü Korkuları
40- Şüphesiz ayırt etme günü, hepsinin birarada buluşacağı gündür.
41- O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
42- Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
43' 44" Şüphesi zakkum ağacı, gü- nahkârların yemeğidir.
45> 46- ° sıcak suyun kaynadığı gibi karınlarda kaynayan erimiş maden gibidir.
47, 48, 49, 50- (Allah zebanilere emre- der): Tutun onu! Cehennemin orta- sına sürükleyin! Sonra başına azap olarak kaynar su dökün! (ve deyin ri ki:) Tat bakalım. Hani sen kendince üstündün, şerefliydin! İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
Açıklaması:
"Şüphesiz (hakkı batıldan) ayırt etme günü hepsinin birarada buluşacağı gündür." Allah'ın, mahlûkatm arasını fasledeceği (ayıracağı), kâfirleri cezalandırıp, müminleri mükâfatlandıracağı kıyamet günü, bütün insanların toplanma günü, hesap vakti ve hepsinin amellerinin karşılığını göreceği gündür. Allah, iyiyi kötüden, haklıyı haksızdan ayırmak için bütün insanları bir araya getirecektir. Bu ayetin bir benzeri şu ayettir: "Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir." Kıyamet gününe "fasl günü" denmiştir. Çünkü Allah Tealâ, hüküm noktasında kullarının arasını ayıracaktır. Ya da cennetliklerle cehennemliklerin arasını ayıracak; müminlerle sevmediklerinin arasını, kâfirlerle de sevdiklerinin arasını ayıracaktır, baba ile evlâdın arasını, kan ile kocanın arasını ve kişi ile dostunun arasını ayıracaktır.
"O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez." Yani hiçbir yakının faydası olmayacak, onun hiçbir azabına kimse engel olamayacak. Onlar Allah'ın azabından korunmayacaklardır. Müminin kâfire faydası olmayacak, yakın yakınma yardım edemeyecektir: "Kıyamet gününde yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir." (Mümtehine, 60/3). "Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini arayıp, sormazlar." (Müminun, 23/101). "Dost, dostu sormaz. Birbirlerine gösterilirler..." (Mearic, 70/10-11) Yani gözle gördüğü halde hiçbir kardeş, kardeşinin halini sormaz. "Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için her hangi bir ödemede bulunmaz." (Bakara, 2/48).
"Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O (Allah) üstündür, merhametlidir." Yani Allah'ın acıyıp merhamet ettiği kimse kurtuluşa erecektir. Başka bir yardımcıya ihtiyaç duymayacaktır. Çünkü yegâne galip ve üstün olan Allah'tır. Düşmanlarından hiçbiri onun azabından kurtulamaz. Mümin kullarına geniş merhameti vardır. Bu manaya göre bu istisna, münkatıdır. Muttasıl olması da caizdir. Bu takdirde mana şöyle olur: Müminler hariç, hiçbir yakın yakınma fayda veremeyecektir. Müminlerin bir kısmının diğer kısmına şefaat etmesine izin verilecektir.
Kıyametin hak olduğunu ifade ettikten sonra Allah Tealâ bunun peşinden kendisiyle karşılaşmayı inkâr eden kâfirleri şöyle diyerek tehdit etmiştir:
"Şüphesiz ki zakkum ağacı günahkârların yiyeceğidir." Yani yüce Allah'ın cehennemde yarattığı o lânetli ağacın meyvesi hem söz, hem de davranış olarak günahı çok olan cehennemliklerin yiyeceğidir. Onlar acıktığında ancak ondan yerler. Ebu Cehil de onlarla birlikte cehenneme girecek ve lanetlenen ağacın meyvesinden yiyecektir. .
"O sıcak suyun kaynadığı gibi karınlarda kaynayacak erimiş maden gibidir." Yani o yiyecek, katranın tortusuna ve erimiş bakıra benzemektedir. Son derece sıcak suyun kaynaması gibi kâfirlerin karınlarında kaynayacaktır. Karınlarda oluşacak o yiyecek eritilmiş bakıra benzetilmiştir.
"(Allah zebanilere emreder) tutun onu! Cehennemin ortasına sürükle-yin" Cehennem bekçileri olan meleklere şöyle denilecektir: Bu günahkârı yakalayın! İtekleyerek cehennemin ortasına öfke ve sertlikle çekin. "Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!" Yani başının üzerine, daha önce anlatılan, son derece kaynar suyu dökün. Nitekim bir başka ayette bu husus şöyledir: "Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir. Bununla karınlarının içindeki (organlar) ve derileri eritilecektir." (Hac, 22/19-20).
"(Ve deyin ki:) Tat bakalım! Hani sen kendince üstündün, şerefliydin!" Yani, ona istihza ile kınayıp azarlayarak şöyle deyin: Dünyadaki iddiana göre ey şerefli, soylu olan insan! Tat azabı bakalım. "İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir." Dünyada iken şüphelenmekte olduğunuz azap işte budur. Bir başka ayet: "O gün cehennem ateşine itilip atılırlar da, işte yalanlayıp durduğunuz ateş budur, denilir." (Tür, 52/13-14). [8]
Muttakilerin Cennetlerde Kavuşacağı Çeşitli Nimetler:
51, 52, 53- Muttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
54- İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.
55- Orada güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
56- İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.
57- (Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir), işte büyük kurtuluş budur.
58- Biz onu öğüt alsınlar diye senin dilinle indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık.
59- Bekle, onlar da beklemektedirler.
Açıklaması
1- Yüce Allah, iyilere olan vaadini beyan etmek için bu ayetlerde cennet nimetlerinin beş çeşidini zikretmiştir. "Muttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar." Dünyada şirkten ve günahlardan sakınıp emirlere itaat ederek takva sahibi olan kimseler için şüphesiz tüm korkulardan uzak, mekânı ve gezintisi hoş yerler vardır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İyiler muhakkak cennettedir. Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine mühürlü halis bir içki sunulur. Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar. Karışımı Tesnim'dendir. (O Tesnim, Allah'a) yakın olanların içecekleri bir kaynaktır." (Mutaffifin, 83/22-28). Bu, kâfirlerin zakkum ağacından yemeleri ve kaynar suyu içmelerine mukabildir.
2, 3- "İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar." Onların giysileri, göz alıcı şekilde parlak, ince ve kalın ipektendir. Oturuşları da, birbirlerinin yüzüne bakarak sohbet etmek maksadıyla, yüzyüze şeklindedir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurdu: "Naim cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde..." (Saffat, 37/43-44).
4- "işte böyle, bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz." İşte lütuf bu! Onları iri gözlü, bembeyaz, güzel hurilerle evlendiririz. "O hurilere bundan önce ne insan ne de cin dokunmuştur" (Rahman, 55/56), "Sanki onlar yakut ve mercandandırlar." (Rahman, 55/58). Müfessirlerin çoğunun düşüncesi: Hurilerle bir evlilik akdi olmayacağı yönündedir. Maksat o cennetliklerin hurilerle beraber olmalarıdır.
5- "Orada güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler." Yani cennette diledikleri her türlü meyveyi, bitmesinden emin olarak, isterler. Her istediklerinde arzuları yerine getirilir. Cennetlik insanlar cennette, ağrı sızıdan, ölüm, yorgunluk ve şeytandan güven içindedirler. Cennetteki güzel makam, giyecek, yiyecek, hurilerle evlenerek mutluluk ve güven içinde olma, her türlü maddi-manevi lezzet ve arzuların cennetlikler için olacağına bir delildir. İşte bunlar, en yüksek seviyede nimetler ve rahatlıklardır.
Sonra Allah, onların hayatının devamlı oluşunu beyan ederek şöyle buyurdu:
"İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur." Yani ahirette kesinlikle ölmeyeceklerdir, bundan sonra ölümün tadını tatmayacaklardır. Ancak dünyada tatmış oldukları ilk ölümü tatmışlar ve ölüm onlar için bitmiştir. Allah, onları cehennem azabından koruyup kurtarmıştır. Cehennemin derinliklerindeki elem verici azaptan onları uzaklaştırmıştır. Zemahşeri şöyle demiştir: Bu, işi muhale (imkânsızlığa) bağlamak gibidir. Yani sanki şöyle denilmiştir: Gelecekte birinci ölümün tadını tatmak doğru olursa, işte onu tadacaklardır. Buradaki istisnanın munkatı olduğu söylenmiştir. O zaman mana şöyle olur: Ancak birinci ölümü tatmışlardır.
Buhari ve Müslim'de sabit olduğuna göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde ölüm güzel bir koç suretinde getirilecek, cennetle cehennem arasında durdurulacak, sonra da kesilecek ve şöyle denilecektir: Ey cennet ehli! Ölüm yok, ebedilik var. Ey cehennem ehli! Ölüm yok, ebedilik var." Müslim ve Abdurrezzak'ın Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hürey-re'den rivayet ettiklerine göre Allah Rasul'ünün (s.a.) şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir. "Cennet ehline şöyle denilecek: Sağlık sizin için, siz asla hastalanmayacaksızın. Sizin için hayat var, asla ölmeyeceksiniz. Nimetler içinde olacaksınız, asla zorluğa düşmeyeceksiniz. Genç kalacak asla ihtiyarlamayacaksınız. "
Ebu Bekir b. Ebu Davud es-Sicistani'nin Ebu Hüreyre'den rivayet ettiğine göre o, Allah Rasul'ünün (s.a.) şöyle dediğini nakletmiştir: "Kim Allah'tan korkarsa cennete girer, orada nimete mazhar olur, darlığa düşmez, orada ölümsüz bir hayat sürer elbiseleri eskimez, gençliği yok olmaz."
Ebul-Kasım et-Tabarani ve Ebu Bekir b. Merdüveyh'in Cabir'den rivayet ettiklerine göre o, şöyle demiştir: "Allah Rasul'üne (s.a.) cennet ehli uyur mu? diye soruldu. Allah Rasulü de (s.a.): O uyku ölümün kardeşidir, cennet ehli uyumaz diye cevap verdi."
"(Bunlar) Rablerinden bir lütuf olarak (verilmiştir) işte büyük kurtuluş budur." Yani yüce Allah, bu cennet ehline kendi yanından bir lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Ya da mana şöyledir: Allah, kendi lütfunu eksiksiz yapmak için bu ihsanlarda bulunmuştur. İşte bu, hiçbir kurtuluşun, üzerine çıkamayacağı büyük kurtuluştur.
Müslim'in Cabir'den rivayet ettiği hadise göre Allah Rasulü (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Çalışınız, işlerinizde ifrat ve tefrit yapmayınız, (aşırıya kaçmayınız), mutedil ve doğru olunuz ve biliniz ki, sizden hiçbir kimse kendi ameli sayesinde felah bulup, kurtulamaz." Ya Rasulullah! Sen de mi? dediler. "Ben de kurtulamam. Meğer Allah Tealâ rahmeti ve fazlı ile beni koruya. " cevabını verdi.
Yüce Allah, kudretini gösteren delilleri beyan edip, vaat ve vaidi (müjde ve tehdidi) açıkladıktan, surenin başında Kur'an'ın "Kitab-ı Mübin" olduğunu anlattıktan sonra surenin sonunda da bu manayı teyit eden ifadeleri zikredip şöyle buyurdu: "Biz onu (Kur'anı) öğüt alsınlar diye senin dilinle indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık." Şüphesiz ki bu Kur'an'ı biz kolaylaştırdık ve onu, dillerin en fasihi ve en açığı olan senin ve kavminin diliyle, gayet açık bir şekilde indirdik. Aynı zamanda bu Kuranı sen ve kavmin anlayasmız, düşünüp ibret alarak içindekilerle amel edesiniz diye kolaylaştırdık. Kısacası mana şudur: Muhakkak ki açık ve çok faydalı bu kitabı biz, düşünsünler, öğüt alsınlar diye senin dilin olan Arapça ile indirdik. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Andolsun biz Kur'an'ı, düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (Kamer, 54/22).
Kur'an'ın bu açık beyanına rağmen, bazıları inat ve muhalefet ederek onu inkâr etmiştir. Bu sebeple yüce Allah, Rasul'ünü (s.a.) teselli edip ona zafer vaadetmiş, yalanlayanları da helak ile tehdit ederek şöyle buyurmuştur: "(Yine de inanmayanların başlarına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler." Yani ey peygamber! Onlara karşı sana vaadettiğimiz müjdeyi, onları helak edişimizi ve küfürde devam ederlerse başlarına gelecek felâketi bekle. Çünkü onlar da, senin başına gelecekleri ve senin ölümünü beklemektedirler.
Yakında zaferin kimin olduğunu, dünya ve ahirette de başarının kime nasip olacağını görüp bileceklerdir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir." (Mücadele, 58/21) "Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lanet de onlarındır, kötü yurt da onlarındır." (Gafir, 40/51-52). [9]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] İbni Kesir, IV/137.
[2] Kurtubî, XVI/126.
[3] Bahru'l-Muhit,VIII/33.
[4] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/176-178.
[5] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/181-183.
[6] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/188-191.
[7] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/195-196.
[8] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/201-202.
[9] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 13/205-207.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder